Ruhumuzun Bakıma İhtiyacı Yok mu?

2011-08-26 08:23:00

http://oi55.tinypic.com/2qal005.jpg

Tesettür mevcut olanı örtmeyi amaçlıyorsa, olmayan bir güzelliği süreli de olsa temine çalışmaya ne demek lazım sizce? Sahtekârlık sayılmaz mı? Bu nedenle makyajın ve bilumum güzelleşme sahtekârlıklarının tesettürün ruhuna aykırı olduğuna inananlardanım.

Asıl güzelliğin tende değil ruhta olduğunu unutanlar güzellik uğruna birçok eziyete katlanmaya göğüs gerebiliyorlar.

Yüzü herkesten fazla güzel ama huyu çirkin, öyle insanlar vardır ki, yaşadıklarınızın bilinçaltında bıraktığı izler nedeniyle, benzerleri görüldüğünde hiçbir anlam veremediğiniz bir soğukluk yaşatırlar muhatabınıza karşı. Dış görünüşe aldanıp, kurulan yuvaların sağlıksızlığı da buna bağlı olsa gerek. Yüz güzelliği kalıcı olamaz. Ama ruh güzelliği, iç dünyanın bakımı yapıldıkça, eksilmeyen artan bir memba gibidir. Ruh güzelliği, helal lokmadan, faydalı ve bid’atlerle kirletilmemiş ilimden, güzel ahlaktan ve salih amelden beslenir.

Maneviyattan uzaklaştıkça, nesnelerin tüketimi kadar insan, arkadaş ve ahbap tüketimi de hızlanmış durumda maalesef! Eşya ile kurduğumuz ilişkiler canlılarla kurduğumuz ilişkinin bir önceki aşaması niteliğinde adeta..Mevlevi kültüründe üzerinden çıkartılan kıyafetin, onu soğuktan sıcaktan koruması ve setretmek suretiyle kişiye hizmetine hürmeten, katlandıktan sonra öpüp başa konmak şeklinde saygı görmesi, eşyaya hürmetin doruk noktası olsa gerek. Düşünün bu terbiyeyi içselleştirmiş bir kimse, insana nasıl muamele eder?

28 Şubat sonrası kıyafetler seneler içinde eski tabirle "suya girmiş gibi" çekti. Daralan ve kısalan kıyafetler modayı takip ediyor olmanın bir belirtisi addedilmeye başlandı. Gerçek anlamda tesettüre hitap eden bol kıyafetler “demode”, kullanıcıları da “zavallı acuze” muamelesine maruz bırakıldı. Bu yıpratıcı sürece dayanabilen küçük azınlık hala tesettürün bol ve uzun olanda olduğu fikrine sadık kalmaya çalışırken, dönemin moda akımlarına kapılanlar sonu belli olmayan bir yolda kaptırıp gitmiş durumdalar. Ya da kaptırıp gitmenin eşiğinde dolaşıyorlar.

Şöyle bir sormak lazım kendimize, "örtünmek için mi örtünüyoruz?" Yoksa "güzelleşmek için mi?" Örtü bizim "hayatımızın amacı mı?" Yoksa "bir takım dünyevi emellerimizin aracı mahiyetinde mi?" "Birileri, nefsimizi ya da vicdanımızı tatmin etmek için mi", yoksa "Allah rızası için mi örtünüyoruz?" Okuyan herkes “tabii ki Allah rızası için” diyebilir. Ama iki sevgi bir gönülde olamayacağına göre, bir kez daha düşünmek, bir defa daha niyetlerimizi inceden yoklamak gerekir sanıyorum.

Eşyaları yeterince kullanıp eskidiğine kanaat getirdiğimizde fırlatıp attığımız gibi çevremizde iyi zamanımızda arkadaş, ahbap hatta dost olarak tanımladığımız insanlara benzer muameleyi yapıyor olmamız  geçmişe küfretmenin, kıymet bilmezliğin, kişilik erozyonunun, bir yansıması olduğunu unutmayalım. Kalplerin sırça bir köşk olduğunu kırılan ve bir defa güç bela tamir edilen bir gönlün, bir daha tamirinin çok güç hatta imkânsız olabileceğini ve her şeyden önce gördüğümüz görmediğimiz, bildiğimiz bilmediğimiz her şeyin ve kırdığımız kalbin, gerçek sahibi olan Allah’ı, ve Allah’ın "kalpleri kıranlarla" değil, "kalbi kırıklarla" beraber olduğunu hatırlayalım. ..

Sokaktaki herhangi birisi gibi adi ve kaba davranışları örnek alıp, hayatımıza geçirmenin, bozuk para harcar gibi, insan, arkadaş ve ahbap tüketmenin, bizi düşüreceği derekenin farkına varalım. Kim olduğumuzu ve ne için vazifelendirildiğimizi düşünmeye çalışalım. Emin olun bu dünyada dirlik ve düzen sağlamak adına hepimizin en az bir yaratılış gayesi vardır. 

Kendisinden çok başkalarını düşünen, içinde ben geçen cümlelerini biz ile değiştirmeye çalışan, güzel insanlardan olmak duasıyla..

Zαнidє Bαşαк

19
0
0
Yorum Yaz