Bir Fotoğraflık Saltanat
31/10/2009
Bir Fotoğraflık Saltanat
80-100 sene önce çekilen eski fotoğraflara baktığımızda, kimi zaman tanışıklığımızın hiç olmadığı bu kimselerin gerek hal gerekte simaları yüzümüzde ince bir tebessüm bırakırken, bir yandan da bugün hissettiğimiz bu duyguları bir gün başkalarının da bizim fotoğraflarımız için hissedeceğini fark etmek çok dehşetli geliyor. Ne kadar yeni trendleri takip eden bir moda tutkunu olursanız olun, günün birinde belki de aile içerisinde çektirdiğiniz bir lakayt pozunuzla belki de kimi defa güldürmek amaçlı takındığınız tavırla, belki de kullandığınız bir aksesuarla hiç tanımadığınız insanların bir lahzalık eğlencesi oluvereceksiniz ister istemez..
Aile içinde kalıp yayılmayan fotoğraflarınız için evlatlarınız “Bizim peder sertti ama aynı zamanda mert adamdı “diyerek birkaç kelam edecek mutlaka ama, gün gelip bu dünyadaki tanıdıklarınızın ekseriyeti asıl yurtlarına geri döndükçe fotoğrafa bakıp anlık pozlamanın esiri halinize yorum yapan uzak akrabalarınız kalacak geriye..İnşallah en azından geçmişlerine rahmet okumaları gerektiğini unutmamışlardır da, sizden sonrakilere geçip gittiğinizi ve hiçbir zaman geri dönmeyeceğinizi hatırlatan bu kağıt parçasının ileriye dönük bir faydası olur sahibine..
Yaşarken kim ya da ne olursanız olun, en şık kıyafetleriniz içinde verdiğiniz çok etkileyici bir pozla sizden geriye kalan bir kaç kağıt parçası sayesinde bir fotoğraflık saltanatınız olacak Dünya gölgeliğinde bir süre duraklayıp yola devam ettiğinizi belgelemeye yarayan..Bir fotoğraflık saltanat işte hepsi bu.. Doğduk büyüdük, yaşıyoruz ama ne zaman gideceğimiz belli değil…Daha da fenası sevdiklerimizin bizi ne zaman öksüz bırakıp gideceği de belli değil..
Ölümün yaşamak kadar tabii bir durum olduğunu yeterince kabullenemediğimiz , fani dünyaya bağlarımızı kafi miktarda tutamadığımız için geleceğe yönelik endişelerimiz ve telaşlarımız çoğalıyor. Karşılaşma ihtimalimizin belki de hiç olmadığı büyük felaketleri düşünerek yaşadığımız anları kendimize zehir edebiliyoruz. Ya da ihtiyarlık günlerimizi göreceğimize dair herhangi bir garantimiz yokken, yaşlandığımızda yalnız kalma endişesiyle devamlı yeni bir aile olma koşuşturmacasının içine dalıveriyoruz. Kaybedilen eşlerin, çocukların, ebeveynlerin yerini yenileriyle doldurmaya çabalıyoruz yalnız öleceğimizi bile bile..
Yaşlandığında bakacak birileri olması için evlenen ve çocuk büyütenler, birisinin yeğenleri ve kardeşleri, diğerinin evlatlarından daha vefakar olduğu için, çocuksuzlar kadar belki de daha fazla yalnızlar.. Bu da gösteriyor ki, ne evlilik ne evlat bir hayat sigortası olabilir. Her şey sadece Hak rızası için olduğu zaman değerlidir. Başka amaçlar araya girdiği zaman ilahi lütuflar ve inayetler kesildiği için hesaplar çoğu zaman tersine dönebilir.
Günü bitirme telaşına düşmüş gibi birbirini kovalayan saniyeler, dakikalar, saatler neyin habercisidir? Biten bir gün diğer bir güne eklendiğinde sonra bir diğerine eklendiğinde çabucak geliveren hafta sonlarının mı? Yoksa biten birkaç hafta, biten bir ayın mı? Yoksa biten aylar ömrümüzden geçen yılların mı? Vaktin su misali çarçabuk ellerimizin arasından akıp gittiğinin delili değil midir aramızdan ayrılan sevdiklerimiz? Nasılsa yalnız kalacağız er ya da geç.. Zaman geçtikçe yalnızlaşan kişiliklere dönüşmek, en sonunda kıyasıya korkup hayatını yalnız sürmemeye programlı insanın sonunda yalnız başına öleceği ve ebediyete yalnız gideceği aşikârken bir an evvel bu yalnızlığa alışmak lazım değil mi sizce de ne dersiniz?
Ama yine de sevdikleriniz bol olduğu kadar uzun ömürlü de olsun..Ve lütfen onları fazla incitmeyin olur mu?
Zahide Başak
![]()






