Gerçek Sevgi
“ kişiyi / işi /
nesneyi seviyorum ya da sevmiyorum”
Ne kadar hoyratça sarf ediyoruz içinde sevgi geçen
cümleleri… Anlamını gerektiği kadar düşünmeden,
kurban ediveriyoruz istediğimiz yahut istemediğimiz birçok şey için
sevgi kelimesini…
Sevginin ve sevmenin getirdiği sorumlulukları , sevginin
birinci şartının incitmemek olduğunu hiç düşünmeden harcıyoruz “seviyorum”
sözcüğünü.. Sevilen her ne olursa olsun,
bir ağaç bile olsa sevmenin kendisinin sevene yüklediği sorumlulukları düşünsek
bu ifadeyi daha tasarruflu kullanacağımız muhakkak.
Sevginin kuru bir
kalp çarpıntısı veya yürek kıpırtısı olduğunu sananlar birkaç güzel klişe sözle
yahut bir demet buketle senede bir gün sunulan sevginin karşısındakini sevmek
olduğu yalanına verdikleri hediyelerle muhataplarınıda ikna etmek için
uğraşa dursunlar. Kimi zaman iç
seslerini susturmak, kimi zamanda cahil dış sesleri kesmek için verilen bu
zoraki armağanlar, esasında kişinin karşısındakini değil, kendisini sevdiğinin
en açık göstergesinden başka bir şey değildir.
Çünkü alınan hediye ile ya vicdanın sesi, yahut çenebazların sedaları
susturulur. Amaç kafa dinginliği ve
içsel huzurdur. Sevgi ise çok
uzaklardadır.
Sonradan uydurulmuş tüketimi amaçlayan ana, baba, vb isimlerle başlayan günlerde hediyeleşenler
ne olur sevgiden söz etmesinler. Sevgi,
vapurdan inince genelde kırdığı kalbi onarmak için alınan bir buket çiçek, ya da
işe yaramaz bir eşyada gizli, yahut ufak ve kullanışsız belki de pahalı, birçok zaman ambalajı janjanlı fakat gönülden koparak gelmek yerine âdetin bir
tezahüründen başka bir şey değilken,
hediyeyi alan da veren de kendisini kandırmasın. Sevgi bu kadar ucuz olamaz.
Sevgi vefadır, sadakattir,
ilgidir, paylaşmaktır, destek olmaktır. Ayağı kaymasın diye koluna girmektir. Düştüğünde kaldırmaktır. Bunaltmadan ve
sıkmadan onun yerine bir şeyleri düşünmek ve ondan önce gönül hoşluğuyla
yapıvermektir. Sadece gülerken değil, ağlarken de yanında olmak, gözyaşlarını onun
yerine silebilmektir. Şefkattir.
Merhamettir. Hastalandığında ve tüm zor anlarında onun için hiçbir şey yapamasa
bile yanı başında varlığını hissettirmektir.
Kızıp terk etmemektir. Gereksiz ve sembolik birçok lüzumsuz eşya vermek
yerine, küçük de olsa karşısındakinin ihtiyacına yönelik bir hediye armağan
edebilmektir. Kısacası sevgi emektir. Boş laf değildir..
Hakiki sevenler dil dudak kıpırdamadan yürekten seslerle muhabbetlerini en uygun lisan olan “hal diliyle” izhar edebilirken, konuşan sadece dilse, kelimeler derinden gelmeyi öğrenene kadar
sahibi tarafından tutsak edilsin.
Gönülden çıkmayacaksa sözler bırakalım gırtlakta düğümlensin.
Yürekleriyle konuşan muhabbet erlerine selam ederiz. Gerisi şimdilik susmakla
kifayet etsin.
Şimdi samimiyetle soralım kendi kendimize. Kendimizi değil, kimleri gerçekten
seviyoruz? Bizi var edenin ve gönül
erlerinin yanında hangileri bu sevgiye gerçekten layıklar? Gerçekten sevmemiz
gerekenleri ayırt etmek, sevdiklerimizin hakkını vermek, sevgi sözcüklerinin
içini boşaltmamak için olur olmaz kullanmamak dilek ve duasıyla…
Zahide
Başak