http://img252.imageshack.us/img252/5875/siyahbeyaz.jpg

Bir Fotoğraflık Saltanat


80-100 sene önce çekilen eski fotoğraflara baktığımızda, kimi zaman tanışıklığımızın hiç olmadığı bu kimselerin gerek hal gerekte simaları yüzümüzde ince bir tebessüm bırakırken, bir yandan da bugün hissettiğimiz bu duyguları bir gün başkalarının da bizim fotoğraflarımız için hissedeceğini fark etmek çok dehşetli geliyor. Ne kadar yeni trendleri takip eden bir moda tutkunu olursanız olun, günün birinde belki de aile içerisinde çektirdiğiniz bir lakayt pozunuzla belki de kimi defa güldürmek amaçlı takındığınız tavırla, belki de kullandığınız bir aksesuarla hiç tanımadığınız insanların bir lahzalık eğlencesi oluvereceksiniz ister istemez..


Aile içinde kalıp yayılmayan fotoğraflarınız için evlatlarınız “Bizim peder sertti ama aynı zamanda mert adamdı “diyerek birkaç kelam edecek mutlaka ama, gün gelip bu dünyadaki tanıdıklarınızın ekseriyeti  asıl yurtlarına geri döndükçe fotoğrafa bakıp anlık pozlamanın esiri halinize yorum yapan uzak akrabalarınız kalacak geriye..İnşallah en azından geçmişlerine rahmet okumaları gerektiğini unutmamışlardır da,  sizden sonrakilere geçip gittiğinizi ve hiçbir zaman geri dönmeyeceğinizi hatırlatan bu kağıt parçasının ileriye dönük bir faydası olur sahibine..


Yaşarken kim ya da ne olursanız olun, en şık kıyafetleriniz içinde verdiğiniz çok etkileyici bir pozla sizden geriye kalan bir kaç kağıt parçası sayesinde bir fotoğraflık saltanatınız olacak Dünya gölgeliğinde bir süre duraklayıp yola devam ettiğinizi belgelemeye yarayan..Bir fotoğraflık saltanat işte hepsi bu.. Doğduk büyüdük, yaşıyoruz ama ne zaman gideceğimiz belli değil…Daha da fenası sevdiklerimizin bizi ne zaman öksüz bırakıp gideceği de belli değil..


Ölümün yaşamak kadar tabii bir durum olduğunu yeterince kabullenemediğimiz , fani dünyaya bağlarımızı kafi miktarda tutamadığımız için geleceğe yönelik endişelerimiz ve telaşlarımız çoğalıyor. Karşılaşma ihtimalimizin belki de hiç olmadığı büyük felaketleri düşünerek yaşadığımız anları kendimize zehir edebiliyoruz. Ya da ihtiyarlık günlerimizi göreceğimize dair herhangi bir garantimiz yokken, yaşlandığımızda yalnız kalma endişesiyle devamlı yeni bir aile olma koşuşturmacasının içine dalıveriyoruz. Kaybedilen eşlerin, çocukların, ebeveynlerin yerini yenileriyle doldurmaya çabalıyoruz yalnız öleceğimizi bile bile..


Yaşlandığında bakacak birileri olması için evlenen ve çocuk büyütenler, birisinin yeğenleri ve kardeşleri, diğerinin evlatlarından daha vefakar olduğu için, çocuksuzlar kadar belki de daha fazla yalnızlar.. Bu da gösteriyor ki, ne evlilik ne evlat bir hayat sigortası olabilir. Her şey sadece Hak rızası için olduğu zaman değerlidir. Başka amaçlar araya girdiği zaman ilahi lütuflar ve inayetler kesildiği için hesaplar çoğu zaman tersine dönebilir.


Günü bitirme telaşına düşmüş gibi birbirini kovalayan saniyeler, dakikalar, saatler neyin habercisidir? Biten bir gün diğer bir güne eklendiğinde sonra bir diğerine eklendiğinde çabucak geliveren hafta sonlarının mı? Yoksa biten birkaç hafta, biten bir ayın mı? Yoksa biten aylar ömrümüzden geçen yılların mı? Vaktin su misali çarçabuk ellerimizin arasından akıp gittiğinin delili değil midir aramızdan ayrılan sevdiklerimiz? Nasılsa yalnız kalacağız er ya da geç..  Zaman geçtikçe yalnızlaşan kişiliklere dönüşmek, en sonunda kıyasıya korkup hayatını yalnız sürmemeye programlı insanın sonunda yalnız başına öleceği ve ebediyete yalnız gideceği aşikârken bir an evvel bu yalnızlığa alışmak lazım değil mi sizce de ne dersiniz?


Ama yine de sevdikleriniz bol olduğu kadar uzun ömürlü de olsun..Ve lütfen onları fazla incitmeyin olur mu?



Zahide Başak



 http://img241.imageshack.us/img241/7848/472663b15imefkfutz2.gif



http://img15.imageshack.us/img15/9854/579420090502012748940.jpg

23 Ekim 2009 Cuma günü saat: 16:30'da İsam Konferans salonunda gerçekleşen"Su Üstüne Yazı Yazmak" kitabının müellifi Muhyiddin Şekür'ün konuşmasının ses kaydını aşağıdaki adresten indirebilirsiniz.

Not: Konuşma dili ingilizcedir.



http://rapidshare.com/files/296985410/Muhyiddin_Sekur_23_Ekim_2009_Cuma_Zahidan_E-Posta_Grubu.WMA




http://img43.imageshack.us/img43/2214/390avvamehoca.jpg

18 Ekim 2009 Pazar günü 15.00'de Prof. Dr. Muhammed Avvame Hoca'nın, Ali Emiri Kültür Merkezinde yaptığı konuşmanın ses kaydını aşağıdaki adresten indirebilirsiniz.

http://rapidshare.com/files/294722180/Prof._Dr._Muhammed_Avvame_Hoca_Zahidan_E-Posta_Grubu







Duygu yüklü, gerçek olamayacak kadar güzel, hüznün keyfe karıştığı, etkileyici ama hayal üstü bir animasyon...

 

Mesnevi Sohbetleri

10/10/2009

http://img444.imageshack.us/img444/2929/18bea21a18a86bd3by.jpg

 

9 Ekim 2009 Cuma günü 19.00'da başlaması gereken "Mesnevi Sohbetleri" isimli seminere trafik yoğunluğu ve geçirdiği küçük bir trafik kazası sebebiyle ancak 20.00'e doğru başlayabilen Mehmet Fatih Çıtlak, Ali Emiri Kültür Merkezine ulaşana değin, Pendik Belediyesinde yaptığı konuşmalardan birisiyle program başlatıldı. Seminerin ses kaydını aşağıdaki adresten indirebilirsiniz.

 


 


 

Modern İnsan

28/9/2009

http://img245.imageshack.us/img245/3034/parana.jpg

Modern İnsan

 

Modern insan: farkında olmadığı değerlerin sahibi, değer sandığı pespayeliklerin peşinden koşan adi yaratık.. Modern insan: asıl sevilmesi gerekenler yerine, hiç layık olmayan geçici aşkların sevdalısı..Modern insan: asıl korkması gereken dururken, zihninde korkulacak nesneler üretme fabrikası.. Modern insan: ümitlerini ebedi âleme yönelik besleyip, büyütecekken, üç günlük dünyaya hasredecek kadar dar görüşlü manevi miyop… Yaratılış gayesini unutup yaşadığını zanneden, aslında hiç yaşamamış olan zavallı.. Geçmişinden habersiz, geleceğinden umutsuz, gününü yaşama derdine düşmüş biçare..Karşılıksız kılını bile kıpırdatmayı benliğine hakaret sayacak kadar alçaldığı için, bila bedel bir işin verdiği lezzeti hiç tadamayacak, tatsa da, gönlünde ölen hassalar nedeniyle anlayamayacak kadar küçük yaratık.. Etrafında gördüğü her şeyi maddi bir değerle çarptığı, topladığı, çıkardığı ve böldüğü için, çevresindekileri aritmetikten soğutan materyalist.. Zamanını satılığa çıkardığını zanneden, oysa patronuna yaranabilmek için müşterilere yalakalık yaparak, zamanının ötesinde ruhunu da kişiliğini de zamanıyla beraber satıvermiş zavallı..

 

Modern insan: hayatın her alanına kültürüne ait olmayan eşya ve ögeleri katmak suretiyle hayatı kolaylaştırdığını zannederken bir yandan da çekilmez bir hale getirdiğinin farkına varamayan aciz yaratık. Hayatı çalışmaya ve daha iyisini başarmaya odaklı bu yaratığın tüketmenin dışında pek de fazla bir eğlencesi yoktur. Sanattan anladığı, kültürden sezebildiği, elinde meşrebine göre kahvesi yahut şarabı ile gezdiği sergi açılışlarından öteye geçemez.

 

Manevi gözlerinin körlüğünü gidermenin hiçbir tıp doktoru tarafından ümit verilmediği, bilimin henüz teşhisini bile yapamadığı en hakiki kör… Yaptığını sandığı secdenin, dışarıdan bakınca “zorlanmış herhalde” çağrışımı yapan, yarım yamalak kapattığı kafasının, birilerine vesile kılınmanın şerefinden habersiz, içten içe yaparken gururlandığı hayırların ruhundan bihaber ömür sürüp, hikmetleri sezemeyen duygusuz mahlûk.

 

Yaratılış gayesini unuttuğu için, ciddi bir hafıza kaybına uğradığından habersiz, kimliksiz kişiliksiz, maddeci, ruhsuz, menfaat odaklı yaşayan köksüz ve soysuz ayrı bir cins…

 

Bu mudur insanlık? Sormak lazım kendimize..Bilmiyorum ne kadar insanız? Kaç gram insanlık taşıyoruz bünyemizde? Taşıdığımız et ve kemiklerin kilo başına, kaç gram düşer bizim insanlığımızdan? Toplum olarak insanlığımız pazara sürülse alıcısı çıkar mı? Bedavaya verseler, cami önüne koysalar, talep eden ya da acıyan bir akıllı kimse bulmak mümkün olur mu?

 

Zamanda yolculuk imkân dâhilinde olsa, önden gidenler bugüne gelebilseler torunları olarak dedeleri tarafından sopayla kovalanmayacağından emin olan birisi var mıdır aramızda? Ya da tersi mümkün olsa, geçmişe gitsek anlatılanlara “abartı bunlar” deyip geçerken sahisine şahitlik etsek neler hissederiz iç dünyamızda? Devraldığı mirasın ruhundan habersiz yaşayan yığınlar arasında kaybolmamaya talip kaç insan gösterebiliriz? Farklılıklarından utanmadan, inandığı değerlerin takipçisi olmaya namzet çevresindeki bozuk plak seslerine değil hakikatlere kulak veren, inandığı gibi yaşamaktan utanmayan, dini kendine uydurmayıp indirilen kitaba uymaya çalışan kaç kişi kalmıştır günümüzde?

 

Yanlış sevdaların meraklısı, ters ve çıkmaz yolların yolcusu, Dünyaya kul, menfaatlerine köle, hakikate ulaşmak için araçları amaç sanan zavallı özgürlük meraklısı hakiki esir. İhtiyaç sandığın maddi bağlarından kurtulduğunda özgürleşebilirsin ancak..Sana sesleniyorum modern takılan avanak…

 

Zahide Başak

 


http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif

 

http://img188.imageshack.us/img188/9793/865ddermb6.jpg

Ruhumuzun Bakıma İhtiyacı Yok mu?


Tesettür mevcut olanı örtmeyi amaçlıyorsa, olmayan bir güzelliği süreli de olsa temine çalışmaya ne demek lazım sizce? Sahtekârlık sayılmaz mı? Bu nedenle makyajın ve bilumum güzelleşme sahtekârlıklarının tesettürün ruhuna aykırı olduğuna inananlardanım.

Asıl güzelliğin tende değil ruhta olduğunu unutanlar güzellik uğruna birçok eziyete katlanmaya göğüs gerebiliyorlar.

 

Yüzü herkesten fazla güzel ama huyu çirkin, öyle insanlar vardır ki, yaşadıklarınızın bilinçaltında bıraktığı izler nedeniyle, benzerleri görüldüğünde hiçbir anlam veremediğiniz bir soğukluk yaşatırlar muhatabınıza karşı. Dış görünüşe aldanıp, kurulan yuvaların sağlıksızlığı da buna bağlı olsa gerek. Yüz güzelliği kalıcı olamaz. Ama ruh güzelliği, iç dünyanın bakımı yapıldıkça, eksilmeyen artan bir memba gibidir. Ruh güzelliği, helal lokmadan, faydalı ve bid’atlerle kirletilmemiş ilimden, güzel ahlaktan ve salih amelden beslenir.

 

Maneviyattan uzaklaştıkça, nesnelerin tüketimi kadar insan, arkadaş ve ahbap tüketimi de hızlanmış durumda maalesef! Eşya ile kurduğumuz ilişkiler canlılarla kurduğumuz ilişkinin bir önceki aşaması adeta..Mevlevi kültüründe üzerinden çıkartılan kıyafetin, onu soğuktan sıcaktan koruması ve setretmek suretiyle kişiye hizmetine hürmeten, katlandıktan sonra öpüp başa konmak şekliyle saygı görmesi, eşyaya hürmetin doruk noktası olsa gerek. Düşünün bu terbiyeyi içselleştirmiş bir kimse, eşref-i mahluk olan insana nasıl muamele eder?

 

28 Şubat sonrası kıyafetler seneler içinde eski tabirle "suya girmiş gibi" çekti. Daralan ve kısalan kıyafetler modayı takip ediyor olmanın bir belirtisi addedilmeye başlandı. Gerçek anlamda tesettüre hitap eden bol kıyafetler “demode”, kullanıcıları da “zavallı acuze” muamelesine maruz bırakıldı. Bu yıpratıcı sürece dayanabilen küçük azınlık hala tesettürün bol ve uzun olanda olduğu fikrine sadık kalmaya çalışırken, dönemin moda akımlarına kapılanlar sonu belli olmayan bir yolda kaptırıp gitmiş durumdalar. Ya da kaptırıp gitmenin eşiğinde dolaşıyorlar.

 

Şöyle bir sormak lazım kendimize, "örtünmek için mi örtünüyoruz?" Yoksa "güzelleşmek için mi?" Örtü bizim "hayatımızın amacı mı?" Yoksa "bir takım dünyevi emellerimizin aracı mahiyetinde mi?" "Birileri, nefsimizi ya da vicdanımızı tatmin etmek için mi", yoksa "Allah rızası için mi örtünüyoruz?" Okuyan herkes “tabii ki Allah rızası için” diyebilir. Ama iki sevgi bir gönülde olamayacağına göre, bir kez daha düşünmek, bir defa daha niyetlerimizi inceden yoklamak gerekir sanıyorum.

 

Eşyaları yeterince kullanıp eskidiğine kanaat getirdiğimizde fırlatıp attığımız gibi çevremizde iyi zamanımızda arkadaş, ahbap hatta dost olarak tanımladığımız insanlara benzer muameleyi yapıyor olmamız  geçmişe küfretmenin, kıymet bilmezliğin, kişilik erozyonunun, bir yansıması olduğunu unutmayalım. Kalplerin sırça bir köşk olduğunu kırılan ve bir defa güç bela tamir edilen bir gönlün, bir daha tamirinin çok zor hatta imkânsız olabileceğini ve her şeyden önce gördüğümüz görmediğimiz, bildiğimiz bilmediğimiz her şeyin ve kırdığımız kalbin, gerçek sahibi olan Allah’ı, ve Allah’ın "kalpleri kıranlarla" değil, "kalbi kırıklarla" beraber olduğunu hatırlayalım. ..

 

Sokaktaki herhangi birisi gibi adi ve kaba davranışları örnek alıp, hayatımıza geçirmenin, bozuk para harcar gibi, insan, arkadaş ve ahbap tüketmenin, bizi düşüreceği derekenin farkına varalım. Kim olduğumuzu ve ne için vazifelendirildiğimizi düşünmeye çalışalım. Emin olun bu dünyada dirlik ve düzen sağlamak adına hepimizin en az bir yaratılış gayesi vardır. 

 

Kendisinden çok başkalarını düşünen, içinde ben geçen cümlelerini biz ile değiştirmeye çalışan, güzel insanlardan olmak duasıyla..

 

 

Zahide Başak

 

 

http://img36.imageshack.us/img36/2572/sgrosline2.gif

 

http://img156.imageshack.us/img156/6694/soruisareti240x300e.jpg

 

İnsan Olanlar Beri Gelsin..

 

İnsan çevresinin adamıdır” diye anlamlı bir söz vardır. Sosyal bir varlık olmamızdan dolayı toplumdan uzak yaşayamıyoruz. Bununla beraber zamanımızın insan görünüşlü hayvandan aşağı mahlûklarıyla da hiçbir türlü geçinemiyoruz. Dürüst, namuslu, güvenilir, içi dışı bir kimselere hayatın her alanında ihtiyaç var. “İnsanlar aranıyor” diye bir ilan versem, bu sözümü iş ilanı sanmayıp ne demek istediğimi anlayan birileri çıkar mı diye düşünmüyor değilim...

 

 

Zahide Başak


 

 http://img241.imageshack.us/img241/7848/472663b15imefkfutz2.gif